ANA SAYFA
  FORUM
  DESTEK OLUN
  ALLAH C.C
  PEYGAMBER EFENDIMIZ
  KURAN-I KERIM
  PEYGAMBERLER VE ALIMLER
  YASIN-I SERIF MEALI
  NAMAZ- ABDEST
  HAC VE ONEMI
  ILMIHAL
  KIYAMET
  ADAB-I MUASERET
  MUBAREK GUN-GECE
  HURAFELER
  KISSADAN HISSE
  TESETTUR
  DINI SUALLER
  AKAIDE GIRIS
  DUALAR UZERINE
  ISLAM TASAVVUFU
  HADIS ELKITABI
  EL LU VEL MERCAN
  MERAK EDILEN KONULAR
  IDARECILIK BILGILERI
  SUNNET VE BIDAT
  AILE BILGILERI
  DINI PROGRAMLAR
  HARITA
  BEBEK ISIMLERI
  RESIMLER
  TARIHIMIZ
  MENKIBELER
  POWERPOINT DOSYALAR

Veda Hutbesi
Veda Hutbesi
Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MİNLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
İNSANLAR!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!

Kütüphanem
yeni makale» 40 Hadis
yeni makale» Dua nedir? Çeşitli Dualar
yeni makale» Din Nedir?
yeni makale» İman Nedir? Nasıl edilir?
yeni makale» Adab-ı Muaşeret
yeni makale» Hz.Muhammed Hayatı
Makaleler
yeni makale bu gerçekten önemlimi?
yeni makale
aile bağlarını koparmak...
yeni makale
Avrulalı kadını taklit
yeni makale
yarım hoca dinden eder
yeni makale
Gençliğin intihar koşusu
yeni makale
beşik ile kabir arası
yeni makale 
Ezanda geçen Haydin ...
Adab-ı Muaseret
yeni makale» Selamlasma Adabi
yeni makale» Saygı Adabı
yeni makale» Kardeşlik Adabı
yeni makale» Komşu Adabı
yeni makale» İzin İsteme Adabı
yeni makale» Yemek Adabı
yeni makale» Elbise Adabı
yeni makale» Doğruluk Adabı
yeni makale» Sır Tutma Ahlakı
Namazlar(Resimli)
yeni makale» Namazın Kılınışı Resimli
yeni makale» Namaz sureleri
yeni makale»
Cuma Namazı Kılınışı
yeni makale»
Bayram Namazı
yeni makale»
Cenaze Namazı
yeni makale»
Kaza Namazı
yeni makale» yolcu namazı
yeni makale»
Sehiv Secdesi (Unutma Secdesi)
Abdest (Resimli)
yeni makale» Abdestle ilgili Bilgiler
yeni makale»
Abdest Alınışı Resimli
yeni makale»
Abdesti Bozan ve Bozmayan yeni makaleDurumlar
yeni makale»
Gusülle ilgili Bilgiler
yeni makale»
Teyemmüm Bilgiler
yeni makale»
Teyemmüm Resimli
Mubarek Gün-Gece
yeni makale» Kadir Gecesi
yeni makale»
Mevlüt Kandili
yeni makale»
Regaib Kandili
yeni makale»
Miraç Kandili
yeni makale»
Beraat Kandili
yeni makale» Üç Aylar
yeni makale» Kandil Mesajları
Kıssadan Hisse
yeni makale» 33 ADIM
yeni makale»
86400 Saniye
yeni makale»
Hüzün
yeni makale»
İcki Icmek
yeni makale»
Sakat Köpek
yeni makale»
Kirlangic
yeni makale»
Sevgi Agaci
yeni makale»
Yaban Kazlari
Önemli Dini Bilgiler
yeni makale» Oruç ile ilgili Bilgiler
yeni makale» Zekat ile ilgili Bilgiler
yeni makale» Hac ile ilgili Bilgiler
yeni makale» Kurban ilgili Bilgiler
yeni makale» VEDA HUTBESİ
Hurafeler
yeni makale» SiHiR = BÜYÜ
yeni makale» Çaput Bağlamak
yeni makale» MUSKA
yeni makale» Mum Yakmak
yeni makale» Kurşun Dökmek
yeni makale» Fal Açmak
yeni makale» Günlerin Uğursuzluğu


www.islamanahtari.tr.gg

1-Âfetü’l ilmi en nisyanü: İlmin afeti unutmaktır.
************************
2
-Ettuhuru şatru’l iman: Temizlik imanın yarısıdır.
************************
3-A’kilhâ ve tevekkel: (Deveyi) bağla ve tevekkül et.
************************
4-Sûmû tesihhû: Oruç tutun, sıhhat bulun.
**********************
5-Es-salâtü imâdü’d dini: Namaz dinin direğidir.
*************************
6-Talebü’l helali cihadün: Helal peşinde koşmak cihaddır.
******************************
7-El-kelimü’t tayyibetü sadakatün: Güzel söz sadakadır.
***************************
8-El cennetü tahte zılâli’s süyuf: Cennet kılıçların gölgesi altındadır.
*************************
9-El mecalisü bi’l emaneti: Meclislerdeki sözler emanettir.
***************************
10-Ed-dellü alel hayri kefailihi:Hayra vesile olan yapan gibidir.
****************************
11-El cennetü dâr-ül eshıya: Cennet cömertler yurdudur.
*************************
12-Es- savmü nısf’us sabr: Oruç sabrın yarısıdır.
************************
13-Es sabru nısf’ul iman: Sabır imanın yarısıdır.
***********************
14-Et tebessümü sadakatun: Tebessüm etmek sadakadır.

************************
15-Es sabru miftahul ferec: Sabır, başarının anahtarıdır.
************************
16-Es sabru ınde sadmetül ula: Sabır, musi,betin ilk anındakidir.
************************
17-Efdalü’l ibadeti edvamuha: İbadetin efdali devamlı olanıdır.
************************
18-El Kur’anü hüved deva: Kur’an, sırf devadır.
************************
19
-Men samete reca: Dilini tutan kurtuldu.
************************
20-Re’sü’l hikmeti mehafetullah: Hikmetin başı Allah korkudur.
************************
21-El idetü atiyyetün: Vaad edilen verilmelidir.
************************
22-Ed duaü silahu’l mümin: Dua müminin silahıdır.
************************
23-İsmah yusmah leke: Müsamaha et ki sende göresin.
************************
24-Es salatü nur’ul mümin: Namaz müminin nurudur.
************************
25-En nedametü tevbetün: Pişmanlık tövbedir.
************************
26-El mescidü beytü külli takiyyin: Mescid, takva sahiplerinin evidir.
************************
27-Ed dinü en nasiha: Din nasihattir.
************************
28-Ed duaü hüvel ibadetü: Dua ibadettir.

 

************************
29-El cümuatü haccü’l mesakin: Cuma fakirlerin haccıdır.
************************
30-Hüsnü’s suali nısfu’l ilim: Güzel soru, ilmin yarıdır.
************************
31-Es selamü kable’l kelam: Önce selam, sonra kelam.
************************
32-İzâ gadibte fe’skut: Öfkelendiğinde sus.
************************
33-Kesretü’d dahiki tumitül kalb: Çok gülmek kalbi öldürür.
************************
34-Es savmu cünnetün: Oruç kalkandır.

35-Es subhatü temneu’r rızk: Sabah uykusu, rızka engeldir.
************************
36-El hamrü ummü’l habais: İçki, kötülüklerin anasıdır.
************************
37-Zina’l uyûni en nazaru: gözlerin zinası bakmaktır.
************************
38-El kanâatü mâlün la yenfedü: Kanaat bitmez bir sermayedir.
************************
39-El hayaü minel iman: Hayâ(utanma duygusu) imandandır.
************************
40-El mer’ü ala dini halilihi: Kişi, arkadaşının dini üzeredir.
www.islamanahtari.com
huzurlu adresiniz

KURANIN DILI VARLIGIN DILI

KUR’AN’IN DİLİ VARLIĞIN DİLİ

Kur'an'ın kullandığı dil nasıl bir dildir? Bu soru oldukça önemlidir, çünkü birçok dini anlayış Kur'an'ın nasıl bir dil kullandığını tam olarak anlayamadığından vahim yanlışlıklar yapmaktadır.

Kur'an'ı okuyanlar sıklıkla "Kâfirlerin kalblerini mühürleriz, kulaklarına, gözlerine ve kalplerine perde çekeriz", "Hidayete erdiren de, delalete düşüren de biziz", "Dilediğimizin rızkını daraltır dilediğimizi artırız", "Rüzgârı estirir, yağmuru yağdırırız", "Zulmedenleri sayha ( zelzele, tufan vs.) helak ederiz" türünden ifadelere rastlarlar. Öyle anlaşılıyor ki Kur'an'ın genelinde Allah'a izafeten "biz" (inna) sigasının kullanıldığı "Allah-merkezli" bir dil kullanılmaktadır. Bütün oluş ve akış "biz" (inna) ifadesiyle anlamlandırılmakta, Allah'ın dışındaki diğer tüm varlıklar ikincil duruma indirgenmektedir.

Haliyle böylesi bir dil şu tip soruları da beraberinde getirmektedir. "Madem Allah kâfirlerin kalplerini mühürlüyor, sonra neden kâfir oldukları için onları cehenneme atıyor?", "Cezanın cehennemde verileceği söylendiği halde neden daha bu dünyada iken günah işlediler diye insanları helak ediyor, cezalandırıyor?", "Neden sefalet içinde açlıktan ölenlere yardım edip onları zengin etmiyor; Çeçenistan'a, Filistin'e el atmıyor, zulüm içinde ölüp gitmelerine göz yumuyor?", "Bu tür ifadeler, Allah'ın iradesi karşısında insanın rüzgârın önündeki yaprak gibi savrulup durduğu izlenimi veriyor; demek ne yazılmışsa başımıza gelecek, geriye yapılacak hiçbir şey kalmıyor? Vs... 
Peki Kur'an neden böyle bir dil kullanıyor?

Öyle görünüyor ki Kur'an'da oluş ve akışın "biz" (inna) ifadesiyle anlatılarak, "Allah" merkezli bir dil kullanılması, Allah'ın evrenin ruhu olduğunu göstermektedir. Nitekim Kur'an, yerleri ve gökleri Allah'ın nuru olarak tasvir etmektedir. Yerler ve gökler Allah'tır dememekte, bilakis yerlere ve göklere Allah'ın "nurunu" izafe etmektedir. Şu halde evrenin tüm zerresinde devaran eden canlılık ve potansiyel enerji "nur"dur. Bedenin canlılığını sağlayan enerji ruh olduğu gibi evrenin canlılığını sağlayan enerji de Allah'ın nuru (ruhu, enerjisi, canlılığı) dur.

Tabiat ilahsız olmadığı gibi ilah da tabiatsız değildir. Bunları birbirinden koparmak "deizm" olacağı gibi, birbirinin aynısı görmek de "panteizm" olacaktır. Keza tanrıyı bütün her şeyin belirleyicisi olarak görüp insana ve tabiata hiçbir etkinlik alanı bırakmamak da klasik "teizm"dir. İkbal'in de üzerinde çalıştığı, batıda Hartshoren ve Whitehaead gibi düşünürler tarafından da geliştirilmeye çalışan "pan-enteizm", tanrı-evren veya tanrı-insan "birlikteliğini" öngördüğü için Kur'an'ın Allah-âlem yaklaşımına büyük oranda yaklaşmaktadır. Buna göre tanrı ile evrenin "birliği" veya "ayrılığı" değil "birlikteliği" söz konusudur. Allah ile âlem kozmik bir yolculuk halindedir. Molla Sadra'nın tabirleriyle aslolan "Allah ile" yolculuktur, "Allah'a" veya "Allah'ta" yolculuk değil...

Önü açık bir geleceğe doğru Allah'ın bütün diğer varlıklarla birlikte gerçekleştirdiği bu kozmik yolculuk, İkbal'in deyimi ile Allah'ın insanla birlikte gerçekleştirdiği tarihsel yürüyüşün adı olan kader, birlikte varoluşun dinamik temposu ile gerçekleşmektedir. Bu varoluşsal tempoya zerresine kadar bütün varlıklar kendi ontik karakterleriyle katılmaktadır. Birliktelik böylece sorumluluk getirmekte, bu birliktelikte en büyük sorumluk da Allah'a düşmektedir. Çünkü büyük güçle birlikte büyük sorumluluk gelmektedir. Nitekim Kur'an'da "Rahmeti üzerine yazmıştır" buyuran Allah'ın bir ismi de "el-adl"dır (adalet). Rahmet ve adalet ile hareket eden Allah diğer varlıklara karşı rahman ve rahim sıfatlarıyla muamele etmektedir. İslam düşüncesinde Mutezile'nin savunduğu gibi adalet ile muamele Allah için zorunludur (vaciptir). Bu zorunluluk bizim ona yüklediğimiz bir görev değil, O'nun kendi kendini sınırlamasıdır. Bu ise özgürlüğün ta kendisidir. Zira özgürlük dışardan dayatılan bir mecburiyet değil, aksini yapmaya muktedir olduğu halde kendi kendini sorumlulukla yüklemektir...

Kur'an'ın "biz" (inna) merkezli dilini bu çerçevede anlamak gerekmektedir. Öyle görünüyor ki "Allah" kavramı, tarih boyunca, erdemli ve dürüst insanların "vicdani arayışında" ifadesini bulmaktadır. Allah, somut olarak kendini göstermemekte ve fakat kendisinin arayıp bulunmasını vicdani arayışlara bırakmaktadır. Böylece O'nun iradesi, dünyada, insanlığın çektiği acılara ve ızdıraplara çareler arayan erdemli ve dürüst (el-emin) bir insanın vicdanından fışkıran söz olarak görünmekte, insanlığa bu vicdani kanaldan girerek seslenmektedir. Bu anlamıyla Fazlurrahman'ın dediği gibi vahiy hem peygambere hem de tümüyle Allah'a ait bir kelamdır. Tabiri caizse, Kur'an, aşağıdan yukarıya Abdullah'ın oğlu Mekkeli Muhammed'in (s.a.v.) vicdani arayışının bir "inkışafı", yukarıdan aşağıya ise Allah'ın bu arayışlara bigane kalmadığının bir göstergesi, birlikte varoluşun dinamik temposuna "inzal" yoluyla katılımdır. Birlikteliğin sorumluluğuna "ses" vererek, acılara ortak olarak iştiraktir.

Allah'ın iradesinin söze (kelama) dönüşmüş, kelimelere dökülerek makulat alanına girmiş şekli olan Kur'an'ın dili, bu nedenle, "varlığın dili" dediğimiz bir uslupladır. Kur'an insanla vahiy yoluyla konuştuğu gibi, birlikteliğe katılan diğer varlıkları da sanki canlı bir insan gibi konuşturmaktadır. Kur'an'da dağlar, taşlar, yerler, gökler, sular, zelzeleler, karıncalar, kuşlar vs. dile gelmekte, ilahi kelam olarak "ses" vermektedirler; "Dağlara dedik ki ister itaat ederek ister isyan ederek gelin, dediler ki itaat ederek geliyoruz", " "Yere dedik ki suyunu çek, su çekildi, gemi karaya oturdu", "Ateşe serin ol dedik, ateş gül bahçesi oluverdi", "Asanı suya vur dedik, deniz ikiye yarıldı" vs. ifadelerinde hep "varlığın dili" uslubunu görüyoruz. Hatta öyle ki inkârcıların küfrü bile "Kalblerini mühürledik, uyarsan da uyarmasan da iman etmezler" şeklinde açıklanmaktadır. Keza İsrailoğullarının Babil sürgünü anlatırken "Yeryüzünde iki defa fitne çıkaracaksınız, ilkinde güçlü kuvvetli kullarımızı üzerinize salıp sizi yurdunuzdan çıkardığımız zaman..." denilerek, İsrailoğullarını Filistin'den çıkaran putpereset Babil ordularına "güçlü kuvvetli kullarımız" denmektedir. 
Bütün bunlar gösteriyor ki Kur'an'ın dili "varlığın dili" ile konuşan bir dildir. Allah, oluş ve akışı tümüyle sahiplenmekte ve "biz" ifadesi ile açıklamaktadır. Zira İkbal'in dediği gibi evrenin kozmik akışı Allah'ın davranışıdır. Bize görünen, "fiil" olarak boyuna yenilenen yaratmadır (halk-ı cedid). Bize bu yaratmaya "katılma" iradesi verilmiştir. İnsan özgür iradesi ile bu varoluşsal tempoyu yakaladığı zaman, Allah ile birlikte çıktığı yolculuğun farkına varacak, O'nunla dinamik bir ilişkiye girmenin muhteşem heyacanını yaşayacaktır.

Kur'an, insana, varoluşun dinamik temposunu yakalamasını sağlayacak varlıkların diliyle seslenmektedir. Öyle görünüyor ki bu dilin amacı insanda "Allah" şuuru uyandırmaktır. Oluş ve akışa tepki verdirterek insanların vicdanını kıpırdatmaktır. Vicdanı kıpırdayan insan "birlikte yolculuğun" farkına varacak, Allah dâhil birlikteliğe katılan tüm varlıklara karşı sorumluluğunun bilincine varacaktır. Birlikteliğin ahlâk ve adaletle ayakta durduğunu görecek, böylece kendisini ahlak ve adaletle sınırlandıracaktır. Bunu içten gelen bir sorumluluk bilinciyle (takva) yapacaktır.

Birlikteliğe katılan varlıklardan, özellikle özgürlük ve yaratıcılıktan kendisine pay verilmiş olan kimi insanlar, Allah'ın varlığını görmezden gelmekte, hatta onu yok saymaktadırlar. Böylece büyük bir sorumsuzluk örneği sergilemektedirler. Birliktelik sürecinde evrenin zerresindeki bir karıncanın bile kimliğini ve kişiliğini yok saymak, çiğneyip geçmek sorumsuzluk olarak görülürken, bütün evrenin sahibini yok saymak gerçekten büyük bir sorumsuzluktur. İşte Kur'an bu tür insan varlıklarının (hem de çok sayıda) bulunduğunu bildiği için, onlardaki unutkanlık ve inkârı gidermek amacıyla oluş ve akışı anlatırken boyuna "Allah" kavramını öne çıkarmaktadır. Bu amaçla olsa gerek Kur'an tümüyle "Allah" merkezli bir dil ile örülmüştür; Her şeyi yapıp eden odur, her nereye dönülse O'nun "vechi" ile karşılaşırız. Yağmuru yağdıran, suları akıtan, canlıları yaratan, güneşi, ayı, yıldızları döndüren, gece ve gündüzü birbiri ardınca çeviren, hidayet veren, delalet düşüren, rızkı daraltan, genişleten vs. hep O'dur. Allah'ı unutarak veya inkâr ederek büyük bir sorumsuzluk örneği sergileyen bu nankör insanlar görmeli ve bilmeli ki bu evrenin bir sahibi vardır. O'nu unutarak veya inkâr ederek büyük bir haksızlık yapmakta, hadlerini aşmaktadırlar. Bir an önce bu yanlışlıktan vazgeçmeli, Mutlak Varlık'ın "Her nereye dönseniz oradayım" diyen sesine kulak vermelidirler. Bunu anlamak için sayılıp dökülen enfusi ve afakî deliller üzerinde düşünmelidirler. Aksi halde unutkanlık ve inkâr içinde ölüp gitmeleri büyük bir hüsran olacaktır.

Görülüyor ki ilahi hitabın tabiatı, muhatabını unutkan ve nankör bir varlık olarak gören bir önbakışa sahiptir. O bilmektedir ki insanların büyük çoğunluğu gaflet ve delalet içindedir. Bu nedenle biteviye "Allah" kavramını gözlerinin içine içine sokmaktadır.

Öyle görünüyor ki Kur'an, eğer insanlar varlıklar içinde, örneğin karıncanın varlığını unutsalar veya inkâr etselerdi "karınca merkezli" bir dil kullanarak, butün oluş ve akışı karınca merkezli açıklayacaktı. Birlikteliğe katılan diğer varlıklar ikincil duruma indirgenecekti. Şu halde insanlarda "Allah" şuuru uyandırma amacında olan Kur'an'ın dili "Allah" kavramı etrafında örülmüştür. Nitekim Kur'an'da en çok geçen kelime Allah kelimesidir. Allah kavramı öne çıkarılarak diğer varlıklar ikincil duruma indirgenmiştir. Bu, onların özerk benliklerini ve bağımsız varlıklarını yok saymak anlamında değil, Mutlak Varlık'ın oluş süreci içindeki "zorunlu" fonksiyonunu kavratmak içindir.

Basit bir örnek verecek olursak, örneğin Galatasaray futbol takımının UEFA şampiyonu olmasında Fatih Terim'in varlığını unutan veya inkâr eden birisine hitaben konuşan bir dil, Fatih Terim gerçeğini öne çıkaran, diğerlerini ikincil duruma düşüren, hatta yer yer yok sayar gibi görünen bir dil kullanacaktır. Bütün her şey sanki Fatih Terim'den ibaretmiş, ondan başkası yokmuş gibi konuşacaktır. Olayda Fatih Terim'in yaptıkları, önemi, etkisi, katkısı vs. bir bir sıralanacak ve "Hala onu yok mu sayıyorsunuz" diye soracaktır. Burada amaç olayın rasyonel izahını yapmak değil, olaydaki Fatih Terim gerçeğini muhatabına kavratmak, onu yaptığı haksızlıktan ve sorumsuzluktan vazgeçirmektir.

İşte Kur'an bu dille kozmik oluş ve akıştaki "Allah" gerçeğini unutan veya inkâr edenlere seslenmektedir. Nankörün vicdanında "şuur" uyandırmak istemekte, uyanan şuurun da devamlı ve kalıcı olmasını murat etmektedir. Buna, Allah'a inandığı halde zaman zaman dürtülerinin ve batıl bağımlılıkların etkisinde kalarak, O'nu unutan, yer yer hayatından çıkaran Müslümanlar da dâhildir. Maksat önce şuuru uyandırmak, sonra da uyanan şuurun sönmemesini, kalıcı olmasını sağlamaktır. Bunu sağlayacak olan insani eylemler ise tefekkür, düşünme, akletme, nimete şükür, içtenlik (ihlâs), sorumluluk bilinci (takva), erdem ve dürüstlük yolunda (sırat-ı müstakim) sebat, yanlışı itiraf (tevbe) ve özür dileyerek bağışlanma dileme (istiğfar), birlikteliğe saygı (ahlak ve adalet), ortak iyiliklere (maruf) hizmet, ortak kötülüklerle (münker) mücadele vb. davranışlardır. Bütün bu ve benzeri davranışlar şuurun uyanması, devam etmesi ve birlikteliğin zarar görmemesi için gereklidir...

Kur'an'ın "biz" (inna) ifadesinde odaklanan "varlığın diliyle" konuşan uslubunu anlamak, bizi lâfzîlik, şekilcilik ve yüzeysel okuyuşlardan kurtaracak, Kur'an'ın deruni boyutuyla dinamik bir ilişki içine girmemizi sağlayacaktır...

 
 

SAAT

 
 
  Sık Kullanılanlara Ekle
site içi özel arama (islam anahtarı )

Üye Girişi


Kullanıcı Adı:

Şifre:

Şifremi unuttum

kayıt ol

 

 
 
 
 

DUYURULAR

 

Duyuru Panosu

Kullanıcılarımız toplam 13224 mesaj gönderdiler
Toplam 473 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: bekir öztürk
üyemiz olmak için
buraya tıklayın
forumda sınırsız
paylaşıma
katılın

 

 

 
 

mediaplayer

Kur'an-ı Kerim Ziyafetleri
islamanahtarı radıo
radyo ve tv yayınları
ezgiler
şiirler
namaz öğreniyorum
mehter marşları
Belgeseller
filmler
klipler
tiyatrolar
kutsal yolculuk hacc
mealler
tefsir dersleri
kur'an öğreniyorum
İlahiler
ezan-ı muhammedi
nakşibendi cemaati
islami videolar
mübarek geceler
sevgili peygamberim
ilahi ve kasideler
hutbeler
eshab-ı kiram serisi
evliyalar serisi
silsile-i aliyye
cennet ve cehennem

 

 
 

menü




HZ.MUHAMMED (S.A.V)
Sitene Ekle
 
http://www.islamanahtari.com/
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol